BLOG

Nomad Koleksiyonu Sadece Beymen Mağazalarında

Türkiye lüks perakende sektörünün önde gelen markalarından Beymen, yepyeni bir koku deneyimini tanıtmaya hazırlanıyor. Birbirinden farklı ve etkileyici esanslarıyla koku dünyasında öne çıkan Fiolas ile yaratıcı bir işbirliğinin sonucunda ortaya çıkan Nomad koleksiyonu, anıların kokularla tazelendiği düşüncesinden yola çıkarak hazırlandı. Fiolas’ın kurucusu Fulya Gündoğdu’nun önderliğinde yaratılan Nomad koleksiyonunda yer alan her bir koku, anılarda çağrıştırdığı çok özel bir yerin adını taşıyor. Cuba, India, Morocco, Monaco ve Egypt kokularından oluşan koleksiyonda yer alan mum ve diffuser’lar yaşam alanlarına bambaşka bir hava katıyor. Tamamen doğal malzemelerden üretilen kokular kimyasal süreçlerden geçmediği için içeriğindeki nota ve aromalardan hiçbir şey kaybetmeden ortama yayılıyor. Nomad koleksiyonu size de dünyanın herhangi bir yerinde yaşadığınız güzel anıları anımsatacak. Veya yepyeni bir serüvene yelken açmanıza ilham kaynağı olacak.

KOKULARI İLE İZ BIRAKMIŞ BİR MEDENİYET OSMANLI İMPARATORLUĞU

OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA KOKU KÜLTÜRÜ Kokuları ile iz bırakan imparatorluk. OSMANLI Sofralardan mektuplara kaftanlardan fermanlara kokulu nargilelerden kokulu mendillere ve yelpazelere, saçlara ellere, gündelik hayatın her anında miski ile amberin asaleti ile gülün zarafeti ile Osmanlının nişanı buhurdanları gülabdanlarla ile baş döndüren medeniyet Osmanlı döneminde güzel kokulara ayrı bir önem verilmiştir. İslam dininde güzel koku kullanımın sünnet olması ve Peygamber efendimizin ten kokusunun gül kokusu olduğuna inanılması gülün önemini artırmıştır. Osmanlı sağlıklı ve huzurlu bir yaşam için temizliğe göstermiş olduğu hassasiyeti güzel koku kullanımına da göstermiş olduğunu arşiv kayıtlarında görmekteyiz. Güzel koku kişinin ruh halini doğrudan etkilediği için hem gündelik hayata hem de şifahanelerde kullanılmaktaydı. Osmanlı da koku zaman zaman devlet politikasının da bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin huzura kabul edilmeden önce elçilerin ellerine gül suyu serpilmesi, padişahın Vezir-i azam ve dahi Sadrazamların Divan-i Hümayun’a çıkmadan önce sürdükleri oud amber gibi. Güzel koku Osmanlılar için bir yaşam tarzıydı. Günlük hayatta gül, misk ve amber en çok kullanılan kokulardı. İnsanlar bu kokuları kullanırken mekânlar da hiçbir zaman ihmal edilmedi. Bugün artık tamamen ortadan kalkan buhurdanlar, içinde yakılan tütsülerle evleri, camileri, medreseleri kokulandırdı yüzyıllar boyunca. Kahveler amberle kokulandırılır; kokulu nargileler içilir; miskli, amberli ve kafurlu mumlar imal edilirdi. Kokulu mürekkepler, miskli, çiçek sulu yemek ve şerbet tarifleri yaratılır; akıl hastalıkları güzel kokularla tedavi edilirdi. Şifahanelerde bulunan görevliler akıl hastalarına gül suyu döker içirir ve yüzüne eline serpiştirelerdi. Bundan sorumlu görevliye de Güllabici denirdi. Osmanlı kültüründe kadının ve erkeğin cilt üzerine uyguladığı kokular, henüz yeterince çalışılmamış bir araştırma konusudur aslında. Üstelik pek az kaynakta gündelik yaşamın bu yönü üzerine veri bulunmaktadır. Osmanlı Sarayının, ister harem olsun ister Enderun, en önemli kuralı sır ve gizlilikti. Haremler kapatıldığında dahi kimse gündelik hayat, adetler, kurallar, eğitimleri vb gibi konularda hiç konuşmaz ve yazmazdı. Tek kayıtlar gün ışığına çıkmamış arşivlerdir. Özelikle Topkapı Saray arşivi hala dünyanın sayılı arşivlerindendir. Osmanlı İmparatorluğu’nda her şey kayıt altına alınıyordu. Esanslar için kullanılan bitkisel ya da hayvansal kökenli birçok hammaddenin drog olarak bileşimlerine girdikleri ecza formüllerinin kayıt altına alınmalarına karşın, koku gibi ıtriyatta benzer bir uygulamanın nadiren izlenmesi nedeniyle, günümüzde sınırlı sayıda Osmanlı esans bileşiminden ve hazırlanış yönteminden haberdar olabiliyoruz. Osmanlının gündelik hayatta en çok kullandığı kokular gül, misk ve amber kokularıydı. İnsanlar bu kokuları kullanırken mekânlar da hiçbir zaman ihmal edilmedi. Bugün artık tamamen ortadan kalkan buhurdanlar, içinde yakılan tütsülerle evleri, camileri, medreseleri kokulandırdı yüzyıllar boyunca. Osmanlı hekimlerinin tabirine göre güzel koku burnun sporudur. Çabuk üşüyen sıcağı seven kişilerin amber , öd, ladin tarçın koklamasını tavsiye ederken sıcağa fazla tahammül edemeyen ve genelde soğuğu seven kişilerin kafuru, nane, sandal ve gül suyu koklamalarını tavsiye eder. 17. yüzyıl Osmanlı parfümleri hakkındaki bilgilerimizin yoğunlaştığı dönemdir. Itriyatçılar, Osmanlılar tarafından düzenli olarak kayıt altına alınmıştır. Buna karşılık 17. yüzyılda koku Avrupa’da henüz önemli bir sektör haline gelmeye başlamış ve 18. yüzyılda ise Avrupa’da koku imalatı ve kullanımı inanılmaz bir sıçrama yaparak önemli bir endüstri haline gelmiştir. Osmanlılarda güzel kokular geniş bir biçimde kullanılıyordu, saçlarda, hamamda, odalarda, tende (kulak arkasında, sakal ve bıyık, bilek içi, bel bölgesi vb). Kışın sıcak hamama sıkça gidilmesi ve hamamdan sonra sıcak nitelikteki öd, amber gibi kokuların koklanması ve yahut tütsü şeklinde yakılması tavsiye edilmektedir. Osmanlı hekimlerinin sıcak havalarda ve soğuk havalarda yüreği (kalp) rahatlatmak için tavsiye ettiği kokular dahi mevcuttur. Serinletici Latif kokular Karanfil nane sandal kafuru melisa (oğul otu) gibi kokular başta gelir. Yazın sıcak havalarda herkesin rahatlıkla uygulayabileceği gülsuyu ve sirke ile ıslatılmış karanfil bekletildikten sonra koklanması tavsiye edilir. Böylelikle nefes rahatlayacak ve kalp ritmi düzelecektir. Geleneksel Osmanlı kokuları teknik olarak kokulu sular, kokulu yağlar ve galiye gibi macunlardan oluşur. Alkol, 19. yüzyılın son çeyreğine dek Osmanlı kokuculuğun da yer almamıştır. Uçucu yağlara, yani esanslara alkol ve su ekleyerek Avrupa tarzı kolonyalar, losyon ya da parfümler imal etmek, ancak Avrupa’dan ithal edilen örneklerle karşılaşıldıktan sonra mümkün olabilmiştir. 1593 yılında İngiltere Krallığı’nın Osmanlı İmparatorluğu ikinci elçisi olarak atanan Sir Edward Burton, Kraliçe Elizabeth’e sunduğu raporda, başkent İstanbul’da şerefine verilen ilk ziyafette yaklaşık yüz türlü yemek saydığını ve gül şerbetinin nefis lezzetinden etkilendiğini, yemek bitince, “ellerini buhur suyu denilen, içinde öd ağacı, misk, sandal ağacı ve çiçek suyu bulunan çok güzel kokulu bir suyla yıkadıklarını” yazmıştır.

FIOLAS ZAMANI!

Mevsimlerden sonbahar! Havalar soğumaya başladıkça ve ısı dengelerininin altüst olduğu sonbahar aylarında, değişen insan psikolojisinin yanı sıra müdahale edemediğimiz bir nokta daha var. Değişime direnen ve hazırlıksız yakalanan cildimiz.. Sonbahardan kışa doğru uzanan zaman diliminde cildimiz her zamankinden daha fazla yağ ve nem isteyecektir. Bunu yaparken doğal Ayçiçek yağına yönelmek cildin PH değerini arttıracak, yaz aylarında ki gibi ipeksi ve parlak bir ten sahibi olmanızı sağlayacaktır. Fiolas çıralı mumlarımızın allerjen içermeyen ve %100 ayçiçek yağından yapılmış olması, eriyince krem olarak kullanılabileceği gibi kış aylarında vazgeçilmez el ,vücut bakım kreminiz olacaktır. Ayçiçek yayığının doğal , cildi besleyen, onarıcı ozelliği ile mumlarımızın sakinleştirici esansını wood &wick çırasının huzur veren sesiyle birleştirdik. Aroma terapinin rahatlatıcı ve tedavi edici etkisiyle kuruyan cildiniz kış aylarında neme doyacak ,pürüssüz bir ten sahibi olacaksınız. Allerjen içermeyen Fiolas Cream Candle sonbahar ve kış aylarının vazgeçilmez ürünü olacaktır.

LAVANTA’NIN HAYATIMIZDAKİ ETKİLERİ

Lavanta kokusunun insan psikolojisindeki olumlu etkileri yadsınamaz. Stresli ve yorgunken lavanta kokusunu içimize çektiğimizde, gerginliğe neden olan hormonları yavaşlatıp, rahatladığımızı hissederiz. Evinde lavanta kokusu bulunduran ve sürekli bu kokuyu soluyanların daha dinç ve genç kaldığı rivayet edilir. Lavanta, ruhumuzdaki dalgalanmaları engeller. Dünyayı iyleştirmeyi niyet ediyorsak, önce kendimizi ve yaşam alanlarımızı iyileştirmekle başlamalıyız. Evlerinizdeki negatif enerjiyi temizleyin, göreceksiniz ruhunuza iyi gelecek. Negatif enerjiler, genelde toz olan yerlerde saklanırlar . Yatak altları, dolap içleri, ışığın girmediği kısımlarda durağan bir enerji oluşur. Bu olumsuz enerjiyi temizlemek için Anadolu’da yüzyıllardır çeşitli teknikler geliştirilmiştir. Bunlardan en çok bilineni, ada çayı yakarak evde dolaştırmaktır. Diğeri ise, lavanta kokularıyla temizlenen evlerdir. Lavanta, gece uykusunda rahat uyumanızı sağlar. Size iyi gelecek rüyalara daldırır. Lavanta kokan odada sabah kalktığınızda kendinizi eskisinden çok daha dinç hissedersiniz.

Gül Hasadı Ayı Başladı!

Gül Hasadı Ayı Başladı! Gül hasadı ayı başladı ve gül denince aklımıza ilk gelen şehir Ispartadır. Ispartada gülcülüğün tarihi çok eskilere dayanıyor, 1840-1915 yılları arasında yaşamış olan Gülcü İsmail Efendi’yle başlamış. Türkiye’de gül yetiştiriciliği ve endüstrisinin en çok geliştiği şehir olan Isparta, dünya gülyağı üretiminin yaklaşık yüzde 65’ini karşılıyor. sparta’ya 5 kilometre uzaklıktaki Yakıören köyünün Gölcük Yolu üzerinde, sağlı sollu büyük gül bahçeleri yer alıyor. Ayrıca Atabey ilçesine bağlı İslamköy, Keçiborlu ilçesine bağlı Kılıç ve Senir, Gönen’e bağlı Güneykent kasabasında da büyük gül bahçeleri bulunuyor. Isparta’da birçok yerli ve yabancı gül işleme fabrikası yer alıyor. Gül hasadı mayıs ayının 15’inden haziran ayının sonuna kadar sürüyor. Bu zaman aralığında sabah saat 5’ten 10’a kadar gül toplanıyor. Eğer Isparta’ya gelirseniz gül toplayan kadınlara eşlik edebilir, gülün güzel kokusunu teneffüs ederek, bu bahçelerden yanınıza gül alma şansı bulabilirsiniz. SAĞLIĞA DA FAYDALI Gül bahçelerinden toplanan gül yaprakları çuvallara doldurulup, gülyağı fabrikalarına götürülüyor. Fabrikalarda işlenerek kozmetik, gıda, temizlik ve turizm sektörlerinde kullanılıyor. Gül ve gül hasadı o kadar yaygın ki bu şehirde, eskiden sabah 5 ile 10 arasında doğan kız çocuklarına “gül toplayan” anlamına gelen Gülderen ismi verilirmiş. Toplanan gül yaprakları öğleden sonra fabrikadalarda çuvallardan çıkarılarak bir zemine serildiği için öğleden sonra doğanlara Gülseren, akşam doğanlaraysa Gülay ismi verilirmiş. Gülle özdeşleşen bu şehre gittiğinizde Ispartalılar limon kolonyası yerine nefis kokulu gül kolonyası ya da gülsuyu ikram ediyorlar. Isparta’da üretilen gülyağı ve her türlü gül ürünü iç pazarda tüketilmenin yanı sıra dünyanın çeşitli yerlerine ihraç ediliyor. Gül ürünlerinden her mevsim satın alabilirsiniz. Şehir merkezindeki Mimar Sinan Caddesi’nde gül ve gül ürünleri imalatçısı firmaların satış mağazalarında çok fazla seçenek var. Gül’ün sağlık açısından da destek ve faydalı olduğu biliniyor aşağıda bu faydalardan bazılarnı bulabilirsiniz. Ciğerlerdeki tıkanıklıkları açarak kuvvet verir ve daha rahat nefes alıp vermeyi kolaylaştırır. Safranın sökülmesini kolaylaştırarak vücudu dinlendirir, diğer taraftan ciğerlerden göğse kadar olan tüm bölgelerdeki balgamı söker. Hafızayı güçlendirir, Hafızayı güçlendirmek için yatak odanızı güllerle donatın. Evinizin her köşesine gül koyun ancak yatak odasına daha çok gül koyun. Uyku esnasında gül kokusu gün içinde bilgilerin daha güçlü şekilde kayıt edilmesini sağlar. Gül kokusu itibariyle teninizin kokusunu da değiştirir ve istenmeyen kokuları engeller. Siz de gül kokusunu %100 organik esanslar üzerinden derinlemesine hissetmek istiyorsanız Opera mum ve diffuser’ı denemek isteyebilirsiniz.

Kokuları Dile Dökmek Bir Hayli Güç

Bazen bildiğimiz bir kokuyu duyduğumuzda bize belli anıları hatırlatması oldukça tanıdık geliyor, bazen çocukluk anılarımıza kadar götürüyor bizi. Böylelikle çoğunlukla bir anılar silsilesine sürükleniyoruz. Kokular, hissettiğimiz yeri, o esnada orada bulunan kişileri ve o anki hissettiklerimizi bile bize tam olarak anımsatıyor. Peki beynimizde o an neler oluyor da bunları düşünüyoruz? Amerikalı nörologlar, tanıdığımız bir koku ile kokunun ilişkili olduğu anı nasıl hatırladığımıza; daha da ayrıntılandırmak gerekirse beynin hangi mekanizmasının bunu sağladığına dair bir araştırma yapmışlar. Kokuları dile dökmek bir hayli güç Tanımlamasını tam olarak gerçekleştiremediğimiz durumlarda kokuyu herhangi bir cisimle de bağdaştırabiliyoruz; sözgelimi, “anneanne evi kokusu” buna güzel bir örnek. Bu andan itibaren de o evdeki eşyalar, yaşanılan belirli anlar bir bütün oluşturarak zihinde canlanıyor. O halde, daha önce bildiğimiz bir kokuyu hissetmenin, ilişkili olduğu anıları hatırlatmasına izin veren beynin hangi mekanizması? 16 Nisan Nature dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, bu mekanizma, iki bölge arasındaki beyin dalgaları aracılığıyla gerçekleşiyor; bunlardan biri ikincil koku alma bölgesi olarak da bilinen, koku depolanması ve bir sonraki karşılaşmada hafızadaki koku ile kıyaslanmasında temel kısım olan entorhinal korteks; bir diğeri ise hipokampüs (beyin çıkıntsı) olarak adlandırılan, hafızada çok önemli bir yeri olan ve bize geçmiş olayları hatırlatan beynin zonu. Hipokampüs, koku alma soğanının hemen yanında yer alıyor. Bu da koku ile anıların ilişkilendirilmesinde anlamlı bir çıkarım olarak kabul ediliyor. Büyükannemin evinin kokusu Büyükannemin evindeki oyuncak dolabının kendine özgü bir kokusu vardı. Tarif edemeyeceğim bir koku. Şimdi arada bir burnumda o kokuyu duyarım. Kokuyla birlikte bazı anılar da canlanır, kaybolduğunu sandığım anılar; büyükannem, onun evine gidişim, oradaki oyuncaklarla oynayışım… Peki, nasıl oluyor da kokular unuttuğumuzu sandığımız anıları canlandırabiliyor? BBC Türkçe’de yayınlanan Tom Stafford makalesinde; “Nöroloji biraz dedektif hikayesi gibi bir şey; nedeni bulmak için ipuçları aramak gerekiyor” diyerek ipuçlarını incelemeden önce, bu konudaki mevcut bilgileri irdeliyor. Karmaşık Duyular Koku alma duyusu en eski duyudur; havadaki ve sudaki kimyasal maddeleri algılamak için gelişen, bakterilerin bile sahip olduğu ilkel duyulara kadar uzanır. Görme, işitme ve hatta dokunma duyusundan önce, canlıların etraflarındaki kimyasallara tepki verebilmesi için koku alma duyusu gelişmiştir önce. Görmek, insan gözündeki dört ışık duyargası ile mümkündür. Buradaki alıcı işlevi gören hücreler, ışığı beynin anlayacağı dilden elektrokimyasal sinyallere dönüştürür. Dokunma duyusu ise en az dört tür basınç ve ayrıca sıcak, soğuk ve acıyı algılayan çeşitli alıcılara bağlıdır. Fakat bunlar koku alma duyusunun yanında gölgede kalır. Çünkü insanda koku almayı sağlayan 1000’den fazla alıcı vardır. Bunlar yaşadığımız sürece yenilenir ve alışkın olduğumuz kokulara göre değişir. Bu karmaşık yapı çok sayıda farklı kokuyu birbirinden ayırmamızı sağlar. Ancak ayırabildiğimiz kokuların hepsi için bir isim bulamayız. Belki de hakkında en az konuştuğumuz duyumuz koku almadır. Bir şeyin nasıl göründüğünü ya da duyulduğunu iyi tarif edebilir, ama iş kokuya gelince onu bağlantı kurduğumuz şeyle ifade etmeye çalışırız; örneğin, çiçek gibi, ıslak köpek gibi, vs. olarak tanımlarız. Yani kokuyu, o kokuyu yaratan nesneyle ifade ederiz: “Hindistan cevizi”, “taze ekmek” gibi. Hafıza ve Koku Bu bilgileri tekrarladıktan sonra, şimdi de önemli ipuçları neler diye bakalım? Beyinde kokuları işleme koyan ve “koku alma soğanı” olarak adlandırılan bölge, beyin çıkıntısı (hipokampüs) ile yan yanadır. Denizatı şeklindeki bu soğan, beyin zarından (korteks) gelen tüm bilgilerin toplandığı yerdir. Nörologlar hipokampüsün yeni olaylar için hafıza yaratmada önemli bir işlevi olduğunu tespit etti. Beyninin bu bölgesi hasara uğrayan kişiler hatırlamada zorluk çeker. Bisiklet sürme gibi yeni becerileri ve kişilerin isimleri gibi yeni bilgileri öğrenseler de bunlara dair hafıza oluşturamazlar. Bu aralıklı “epizodik hafıza”, işte benim büyükannemin evine yaptığımız ziyareti hatırlarken söz konusu olan hafızanın ta kendisi. Koku alma soğanı, yani kokunun beyindeki yeri, bu tür hafızanın kaynağı olan hipokampüsün yanında olduğu için kokular bazı anıları çağrıştırıyor diyebiliriz. Derinlere Dalmak Fakat bu ipucu ne kadar güçlü olsa da dolaylı ve duruma bağlıdır aslında. O yüzden ikinci bir ipucu sunmak gerekir. Duyular arasında kokunun özgün özelliği doğrudan beynin derinliklerine gitmesidir. Oysa örneğin görme ve işitme duyuları gözde ve kulakta, yani ilgili organlarda başlar ve beynin diğer bölgelerine geçmeden önce, aktarma merkezi işlevi gören talamusa, yani ara beynin orta bölümüne geçer. Koku alma duyusu ise talamusa uğramadan doğrudan koku alma soğanına gider. Talamusta duraklamanın diğer duyular açısından nasıl bir işlev gördüğünü bilmiyoruz; ama diğerlerinin oluşturduğu sinyallerin beyindeki işlem merkezinden “daha uzakta” olduğunu söyleyebiliriz. Kokuları kelimelere dökmenin zorluğu bundan kaynaklı olabilir mi? Ya da derinlerde saklı kalmış anıların canlanmasını tetikleyebilir mi? Araştırmalar, olay ve olguları kelimelerle ifade etmenin hafızaya yararı olduğunu gösteriyor; fakat bu aynı zamanda konuyla ilgili duyguların azalmasına da yol açıyor. Anılarımızdan söz ederken olayı ve onun yarattığı deneyimi de hatırlamaya başlarız. Büyükannemin oyuncak dolabına dönersek… Çocuk burnumun koku alıcıları dolabın kokusunu almış. Hiç isim bulamadığım bu koku doğrudan beynime hareket edip deneyimleri kodlayan bölgenin yanına yerleşmiş. Orada, dolapla ilgili, kelimelere hiç dökülmemiş, bilinçli olarak hatırlaması güç ama yine de hafızamda yer etmiş diğer anılarla karışmış. Yıllar sonra bugün o kokuyu aldığımda o çocukluk günleri geri geliyor işte.

Parfümler ve kokular üzerine: Neden parfüm kullanıyoruz?

Kokular, ruhsal ve davranışsal durumumuzu etkileyerek farklılaştırabilir. Kokuların; mutlu, sakin, çekici, kendine güvenen, hüzünlü ve daha birçok duygusal tepkilerimiz üzerinde etkili roller üstlenebildikleri, yapılan araştırmalarla kanıtlanmaktadır. Bir anket çalışmasının sonuçlarına göre, farklı yaş gruplarındaki kadınların çoğunluğu bir parfüm kokusu ile dolaşmanın, parfümsüz dolaşmaya göre daha fazla öz güvenli hissettirdiğini belirtmiştir. Bunun nedeni; koku duyumuzun anılar ve duyguların yönetildiği limbik sistem ile bağlantısı üzerinden açıklanmaktadır. Kokuların bizde hissettirdiği duygular da, anılar ve bellek kayıtlarımıza göre farklı hisleri çağrıştırabilir. Her koku, her birey üzerinde aynı hisleri ortaya çıkartmayabilir. Bu noktada kokuların duygu seviyeniz ile nasıl bir bağlantı kurduğu önem kazanmaktadır. Sadece bireyler değil; uluslar arasındaki kültür farklılıklarından doğabilecek kokusal ayrımlar da söz konusudur. Örneğin Norveç’te temizlik ürünleri genellikle çam kokarken; Orta Avrupa’da limon kokusu ağırlıklı olarak tercih edilmektedir. Daha da güneye indikçe tazelik kokusu yerini üçüncü bir koku olarak lavantaya bırakmaktadır. Yapılan araştırmalara göre kadınlar, erkeklerinkine oranla daha iyi koku alma duyusuna sahiptir. Eski zamanlarda parfüm sadece keyfi olarak hoş kokmak için değil, vücut kokularını gizlemek için sürülen bir ürün olarak kullanılırmış. Eskiden, kentlerdeki şehir içi kokuların dayanılmaz boyutlara ulaştığı zamanlarda parfümler, cepte taşınan mendiller üzerine sürülüp kullanılırmış ve kötü kokulu bir ortamda bulunulduğunda bu parfümlü mendiller koklanırmış. Parfüm, içeriğindeki alkol dolayısıyla direkt saça sıkılmamalı; bir nemlendirici kullanımı sonrası boyun ya da bilekler gibi “nabız” bölgelerine sürülerek kullanılmalıdır. Nemlendirilmiş cilt yüzeyi, kokunun daha uzun süre ciltte kalmasına yardımcı olmaktadır. Parfümlerin yapısı: Üst nota, kalp nota ve baz nota Parfümler üst nota, kalp nota ve baz notalar olmak üzere karmaşık kombinasyonlar ile oluşturulan bir yapıya sahiptir. Üst notalar, kokunun ilk açığa çıktığı ve çabuk kaybolan karışımlardan oluşurken; baz notalar ise uzun ve kalıcılığı olan kokuları içermektedir. Dolayısıyla parfüm seçimleri sırasındaki kısa denemelerimiz, bize parfümün gerçek etkisini yaşatmak konusunda yeterli fikri verememektedir. Ayrıca denemeler sırasında parfümü bileklere sürüp ovalamak, parfümü kendi vücut yağlarımızla karıştırarak parfümün asıl kokusunu çarpıtabilmektedir. Parfümler; moda sektörüne yön veren Chanel, Dior, Kenzo, Issey Miyake, Gucci, Chloé, Burberry gibi lüks markaların gözlükler ve çantalardan sonra en çok satılan ürünleri arasında gösterilmektedir.

Koklamak Nedir?

Koklamak, temel olarak herkesin bildiği gibi, bir ortamda bulunan kimyasalların, belirli reseptörler üzerinde meydana getirdikleri elektrokimyasal uyarıların beyin tarafından değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkan hissin adıdır. Koklamanın temel işlevi, bir ortamda diğer duyu organları ile algılanması zor/olanaksız olan kimyasalların ayırt edilmesidir. Koku duyumuz sayesinde gözlerimizle asla göremeyeceğimiz ve çoğu zaman dokunarak hissedemeyeceğimiz kimyasalların varlığını ayırt edebiliriz. Pek çok hayvanda koklama duyusu çok önemli rollere sahiptir. Fareler, köpekler, köpekbalıkları gibi türler bilinen örneklerdir. Ancak kimi hayvanda da koku duyusu, diğer organların gerisinde kalmıştır. Bu hayvanlara da insanı, kartalları, vb. hayvanları örnek verebiliriz. Elbette bu ikinci kategorideki hayvanlar da koku duyularını kullanmaktadır ve kimi zaman önemli konumda olabilir ancak temel olarak görme gibi diğer duyular bu organlarda daha önemli konumdadır.

Koku ve Tat Birlikte Mi Çalışır?

Evet, koklama duyumuz ile tatma duyumuz birlikte çalışır. Oldukça popüler olan bu bilgi, son derece bilimseldir de… Bu birlikte çalışmanın en temel sebebi mekanik bazı etmenlerdir. Bir besini çiğnediğimizde, burun boşluğumuzu da hareket ettirerek besinin üzerinden yayılan koku moleküllerini hissetmeye zorlarız. Kolorado-Denver Tıp Fakültesi’nden Prof. Tom Finger, burnumuzu tutarak herhangi bir besini yediğimizde tadını tam olarak alamadığımızı söylemektedir. Özellikle de karmaşık tatları ayırt etmemiz mümkün olmamaktadır. Feromonlar Nedir? Feromon, bir türün, genellikle kendiyle aynı türden olan bireylerin algılaması amacıyla vücudun dışarısına salgılanan bazı özel kimyasalların genel adıdır. Bu konuda omurgalılar ve bitkiler üzerinde göreceli olarak az çalışma bulunsada, böceklere ait feromonlar çok net bir şekilde bilinmektedir. Çok farklı çeşitlerde feromonlar bulunmaktadır: Yığılma feromonları, alarm feromonları, açıklayıcı feromonlar, salıcı feromonlar, sinyal feromonları, birincil feromonlar, bölgesel feromonlar, iz feromonları, bilgi feromonları, seks feromonları, Nasonov feromonları, Asil feromonlar, sakinleştirici feromonlar, nekromonlar bunların bazılarıdır. Feromonlar, genellikle doğrudan koklama duyusu ile algılanmaktadırlar. Burunda, Jacobson Organı tarafından algılanırlar. Örneğin bir bireyin annesine cinsel istek duymama sebebinin feromonlar olduğu, bu feromonların salgılanmasında sorun yaşandığında ensest eğilimler görüldüğü düşünülmektedir. Ancak bu halen net olarak bilinen bir gerçek değildir ve araştırmalar sürmektedir.

Koklama Duyusunun Genetik Kökeni Nedir?

Kokuyla ilgili olan genler, OR (Olfactory/Odorant Receptor – Koku Reseptörleri) genleridir. Günümüze kadar insan türünde toplamda 900 adet, farelerde ise toplamda 1500 adet OR geni tespit edilmiştir; yani koku almamızı sağlayan genler bir gen ailesi oluşturmaktadır. Memelilerin evriminde bu genlerin bir kısmı işlevlerini yitirmiştir. Antropogeni Akademik Araştırma ve Eğitim Merkezi’nin yaptığı bir araştırmaya göre insanların kokuyla ilgili genlerinin %60’ı işlerliğini yitirmiştir ve insansı maymunlar arasında en kötü koku yeteneklerine sahip tür insandır. İnsan haricindeki insansı maymunlarda bu genlerin %30’u, farelerde ise %20’si “sahte-gen” (pseudogene) haline gelmiştir ve artık bir işleve sahip değildir. Bu genlerin eksikliğinden ötürü hücreler gerekli koku reseptörlerini üretemezler ve insanın koku alma repertuvarı daralır. Bu körelmeler ışığında, insanın koku duyusunun oldukça kör olduğu; ancak kendi yaşam alanına göre halen iyi bir koklama becerisine sahip olduğu düşünülebilir. İnsan beyninin %5-7 arası koku bölgelerine aittir. Her ne kadar bu önemli sayılabilecek bir kısım olsa da, neokorteksin %20-40 arasının görüşe ayrıldığı düşünülürse bu oranın küçüklüğü görülebilir. Bunun sebebi insan türü için koklama yeteneğinin diğer hayvanlara göre oldukça azalmış olmasıdır.

Koku Yeteneğimiz ve Bir Kıyaslama

İnsan, 10.000 civarı farklı kokuyu algılayabilmektedir. Aslında koku alma becerisini farklı kokularla değil ama kokulara ve kokuya sebep olan kimyasal moleküllere hassas reseptör çeşidi ile kıyaslamak daha doğru olacaktır. Bu kıyaslamaya göre insanlarda 350 farklı işlevsel koku reseptörü türü bulunurken, farelerde 1300 farklı tür, köpeklerde ise 125-220 milyon farklı tür koku reseptörü bulunmaktadır. Tazılarda bu sayı 300 milyona kadar çıkmaktadır. Ayrıca köpekler koku konsantrasyonlarına (santimetreküp başına düşen koku molekülü), insanlardan 100 milyon kat daha fazla hassastırlar. Yani bir insanın, bir odada, bir santimetreküp alanda belirli bir kokuyu ayırt edebilmesi için o kokuya ait 100 milyon tane molekül bulunması gerekirken, aynı kokuyu (eğer ilgili reseptör mevcutsa) köpek sadece 1 tane molekül mevcutken ayırt edebilir. Köpekbalıkları da benzer bir şekilde son derece gelişmiş koku duyularına sahiptir. Bir köpekbalığı, 100 litre su içerisindeki 1 damla koku molekülünü ayırt edebilecek kadar hassas koku duyusuna sahiptirler. Bir diğer kaynağa göre köpekbalıkları, 10 milyar molekül arasından avı olan balıklara ait tek bir molekülü ayırt edebilmektedir. Bu, bir havuz içerisindeki bir çay kaşığı kadar molekülü ayırt edebilmek gibidir. Bazı araştırmacıların iddiasına göre köpekbalıkları yaklaşık 10 kilometre öteden 1 damla kan kokusunu ayırt edebilmektedirler; ancak bu ispatlanmamıştır. İspatlanan sınırlar dahilinde köpek balıklarının 400 metre kadar mesafeden 1 damla kan kokusunu ayırt edebildikleri bilinmektedir. Öyle ki, köpekbalıklarının beyinlerinin tamamının %70’i koku almak için özelleşmiştir.

Kokuların ve Koklama Duyusunun İnsanlar Üzerindeki Etkileri

Koku alma duyusu (veya olfaction) en önemli duyularımızdan biridir ve beynimizin duygu, hafıza ve üretkenliği etkileyen kısmında yer alır. Koku alma duyusu 24 saat boyunca çalışır ve hiçbir zaman “kapatılamayan” tek duyudur. Vücudun ilk ve en tanımlayıcı deneme mekanizmasıdır, bir ortamın iyi ya da kötü olduğunu anında değerlendirir. İnsanda koku duyusu, günlük duyguların %75’ini etkiler ve hafızada önemli bir rol oynar. İnsan, 10,000’in üzerinde koku molekülünü birbirinden ayırt edebilir. Bu koku molekülleri, teneffüs yoluyla burnun içine girer ve koku reseptörleriyle etkileşime geçer. Koku reseptörleri, bu bilgiyi beynimizin limbik sisteminde bulunan koku alma merkezine iletir. Limbik sistem, zamanda hafıza ve duyguları kontrol etmesinin yanı sıra iştah, sinir sistemi, vücut sıcaklığı, stres seviyesi ve konsantrasyonu etkileyen hormonların salgılanmasını kontrol eden hipofiz bezi ve hipotalamus alanı ile bağlantılıdır. Koku alma sistemi beyinde yer aldığından, koku alma duyusu hafıza, ruhsal durum, stres ve konsantrasyon ile yakından ilişkilidir. Duyguların iletişimi koku ile yapılabilir. Kokunun ruhsal durum, hafıza, duygular, eş seçimi, bağışıklık sistemi ve hormonları etkilediği yönünde iddialar da bulunmaktadır. Akademisyenler ve araştırmacılar, kokunun en basit tanımıyla istekleri doğrulayan bir ruh hali ürettiği ve bu yüzden etkili olduğu yönünde fikir birliği içerisindedirler. Aristo’nun tanımladığı beş duyudan ikisi olan koku ve tat alma, “kimyasal duyular” olarak adlandırılır ve kimi zaman birbirinden ayrı değil bir tek duyu olarak değerlendirilir. Aldığımız tatların yaklaşık %80’i aslında koku alma duyumuz tarafından şekillenir. Koku alma duyusu olmasaydı sadece beş tadı algılayabilirdik: tatlı, tuzlu, ekşi, acı ve baharatlı. Bir yemeğin tadını aynı bırakıp sadece kokusunu değiştirmek, lezzeti ile oynamak için yeterlidir. Aslında koku alma duyumuz açken daha kuvvetlidir. Bir koku, havada genellikle çok düşük konsantrasyonda çözünmüş bulunan ve koku alma duyumuzla algılayabildiğimiz bir kimyasaldır. Araştırmalardan elde edilen sonuçlar: Tüm kokuların algılanması nesneldir ve insanın kültürel yapısına veya duygusal haline bağlıdır. İnsanın koku alma sistemi zaman içerisinde değişir ve hem kötü hem iyi kokuları, çok güçlü olmadıkları durumlarda, belirlemekte zorlanır. Buna kokusal adaptasyon adı verilir ve bir kokuya ya da esansa adapte olmak için genellikle bir saat gibi bir süre yeterlidir. Örneğin esanslandırılmış bir ortamda çalışan insanlar genellikle bu esansa adapte olur ve kokusunu ayırt edemezken dışarıdan bu ortama girenler kokuyu derhal ayırt edebilir. Çalışmalar, fark edilebilir bir seviyede yayılmış hoş kokuların tüketici isteklerini doğruladığını, işyeri üretkenliğini artırdığını, ayrıca da sağlık ve tıbbi durumlara yardımcı olduğunu göstermektedir: ABD’de bir kumarhanede gerçekleştirilen bir denemede, test alanına hoş bir koku verildikten sonra kumar gelirlerinde %48’lik bir artış sağlandığı görülmüştür. Deneme sonucunda, havadaki fark edilir kokunun müşterinin muhakeme yeteneğini etkilemeden ve aşırı kumar oynama arzusunu körüklemeden ruh halini ve isteğini artırdığı sonucuna varılmıştır. 1989’da gerçekleştirilen bir denemede ise müşterilerin, esanslandırılan bir mücevher mağazasını gezmek için daha fazla zaman harcadıkları görülmüştür. Yine ABD’de bir süpermarkette, unlu mamuller reyonunun satışları ortama yeni pişmiş ekmek kokusu verildikten sonra üçe katlamıştır. Bir iş yerinde molalar sırasında ortama lavanta kokusu verilmesinin iş performansında düşüşü önlediği belirlenmiştir. Avustralya’da bir üniversitede Alzheimer, Huntington ve Parkinson hastalıkları ile şizofreni ve obsesif-kompulsif bozukluk gibi beyin hastalıklarının teşhisi kokular kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Japonya’da, kokuların ve esanslı yağların Alzheimer hastalığının tedavisi üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Araştırmalar, ayrıca, belirli bir kokuya sürekli maruz kalmanın kilo vermeye yardımcı olduğunu göstermiştir. New York Memorial Sloan-Kettering Kanser Merkezi’nde doktorlar, tıbbi tahliller sırasındaki heyecanı gidermek için esanslardan yararlanmaktadır. Duke University Tıp Merkezi’nde doktorlar, menopoz dönemindeki kadınlarda depresyon ve ruhsal çalkantıları hafifletmek için çeşitli esanslar kullanmaktadır. Ruhsal durum veya davranışları etkilemek için esans kullanımı aromaterapi olarak adlandırılır. Koku duyusunun kaybına anosmia adı verilir. Koku alma duyusunun olmaması iştah ve libido kaybı ile koku hatıralarından kaynaklanan depresyona neden olabilir. Anosmia, kimi zaman Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının erken belirtilerinden de olabilir çünkü bu iki hastalığın da nedeni Limbik Sistemle ilgili sistemlerin dejenerasyonudur. Esanslı yağların etkisi Esanslı yağların tıp ve sağlıkla ilgili konularda fayda sağladıkları genel olarak kabul görmektedir. %100 saf esanslı yağlar bitki özlerinden elde edilir. Dolayısıyla da bu bitkilere ait sağlık ve arındırıcı özellikleri taşırlar. Esanslı yağlar, sigara dumanı dahil kötü kokuları basitçe maskelemez, önlerler. Esanslı yağlar, havada çözülmüş mikro buğu olarak teneffüs edildiklerinde, vücudun bağışıklık sistemini kuvvetlendirirler. Bilimsel araştırmalar, esanslı yağların bakteriler, virüsler ve küfler gibi hava ile bulaşan mikroplarla savaşarak bunları önlediklerini doğrulamaktadır. İngiltere’de birçok hastanede enfeksiyonların yayılmasını önlemek amacıyla havaya çam yağı buğusu verilmektedir. 1955’te gerçekleştirilen bir araştırma, 21 farklı çeşit esanslı yağın, 3 saat içerisinde sağlık sorunlarına yol açabilecek çeşitli mikropları azalttığını ya da tamamen yok ettiğini göstermiştir. Esanslı yağlar, uzun yıllardan beri öksürük tedavisinde kullanılmaktadır. Yaygın olarak kullanılan temizlik ve anti bakteriyel ürünlerde de çeşitli esanslı yağlar kullanılmaktadır. Kaynaklar: Hirsch, 1995, Psychology and Marketing Knasko, 1989, cited in The Journal of Marketing, USA Hirsch, 1995, International Journal of Aromatherapy Sakamoto, et al, 2006, cited at http://chemse.oxfordjournals.org University of Melbourne, 2006, cited at http://www.unimelb.edu.au/ Miyazawa, 2006, Inhibition of Acetylcholinesterase Activity by Tea Tree Oil & Constituent Terpenoids Sweet, 1997, Scents and Nonsense: Does Aromatherapy Stink

‘’LAVANTA’’NIN HAYATIMIZDAKİ ETKİLERİ

Lavanta kokusunun insan psikolojisindeki olumlu etkileri yadsınamaz. Stresli ve yorgunken lavanta kokusunu içimize çektiğimizde, gerginliğe neden olan hormonları yavaşlatıp, rahatladığımızı hissederiz. Evinde lavanta kokusu bulunduran ve sürekli bu kokuyu soluyanların daha dinç ve genç kaldığı rivayet edilir. Lavanta, ruhumuzdaki dalgalanmaları engeller. Dünyayı iyleştirmeyi niyet ediyorsak, önce kendimizi ve yaşam alanlarımızı iyileştirmekle başlamalıyız. Evlerinizdeki negatif enerjiyi temizleyin, göreceksiniz ruhunuza iyi gelecek. Negatif enerjiler, genelde toz olan yerlerde saklanırlar . Yatak altları, dolap içleri, ışığın girmediği kısımlarda durağan bir enerji oluşur. Bu olumsuz enerjiyi temizlemek için Anadolu’da yüzyıllardır çeşitli teknikler geliştirilmiştir. Bunlardan en çok bilineni, ada çayı yakarak evde dolaştırmaktır. Diğeri ise, lavanta kokularıyla temizlenen evlerdir. Lavanta, gece uykusunda rahat uyumanızı sağlar. Size iyi gelecek rüyalara daldırır. Lavanta kokan odada sabah kalktığınızda kendinizi eskisinden çok daha dinç hissedersiniz.

Kokuların Güçleri

Nane, çilek ve lavanta kokusu konsantrasyon konusunda size yardımcı olabilir. Japonya’daki fabrika çalışanlarında, lavanta kokusunun koklasılmasından sonra üretimin ve verimli çalışmanın arttığı gözlemlenmiştir. Nane koklayan sporcuların ise daha hızlı koituğu ve konsantrasyonlarının diğer sporculara oranla daha iyi olduğu gözlemlenmiştir. Çocukarın ise çilek kokusuna maruz kaldıklarında testlerde daha iyi performans serdiledikleri anlaşılmıştır. Kokular Para Harcama Davranışlarımızı Etkiler Lavanta, vanilya, kahve ve gil kokusu uykusuzluk ve stres konusunda size yardımcı olabilir. Maryland Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, lavanta kokusu uykusuzluk, kaygı, stres ve ağrıya yardımcı olabiliyor. Araştımacılar, lavanta ile yapılan aromaterapinin sinir sisteminin aktivitesini yavaşlatabileceğini, uyku kalitesini arttırabileceğini, gevşemeyi sağlayabileceğini ve uyku bozukluğu çeken insanlarda ruh halini yükselttiğini söylüyor. Kaliforniya Üniversitesi’ndeki araştırmacılara göre ise, kahvenin kokusu da sakinleştirici bir etki yaratabiliyor. Almanya’daki Tubigen Üniversitesi’ndeki bir çalışmada, vanilya kokusu sakinleştirici bir etkiye sahipken, Tayland’daki bir araştırmaya göre de gül kokusunun hem solunum hızını hem de kan basıncını düşürdüğü ortaya çıkmıştır. Kokular ne satın aldığımızı ve ne kadar para harcadığımızı etkileyebilir. Chicago Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, güzel kokular insanların ürünleri %84 oranında daha çekici bulmalarını sağlıyor. Bu duruma örnek olarak; prahalı markaların mağazalarında düzenli olarak güzel kokuları kullandıklarını verebiliriz.

Kokular rüyalarımızı etkiler

Kokular rüyalarımızı etkiler Kokular, belirli anıları tetikleyen çok güçlü bir araçtır ve kayıp anıları kişiye hatırlanma amacıyla terapide kullanılır. Toronto Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar, kokuların tetiklediği anıların daha net, daha yoğun ve daha duygusal olma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni, kokuyu işleyen beyin bölümünün ve hafızada yer alan kısımlarla doğrudan bağlantılı olmasıdır.

Kokuların gücüne inanır mısınız?

Kokuların gücüne inanır mısınız? Çünkü bugün sizi hemen yakınınızda, burnunuzda bulunan 5 milyon reseptörle birbirinden farklı anılarla eşleşip her an kayıt altında kalan kokuların mucizesi ile tanıştıracağız… Olgular dünyası bilim der ki bir insan uyumadan evvel çiçeksi, vanilyalı kokular koklarsa kişiler daha pozitif rüyalar görür… Peki sizi vanilya ve sandalın büyülü harmonisi ile gündüz vaktinde uyanıkken bile rüyalarınızı yaşatacak, sevgisel kokulu mumumuzla tanıştırsak? Love Symphony sadece iyi hissettiren, enerjik kokumuz olmakla kalmıyor elbette… Duyguları harekete geçiren vanilya notaları ile uçsuz bucaksız yerleri olduğunuz yerden keşfetmekle kalmayıp partnerinize de bu maceralı keşfi kokunun büyüsüyle hissettirmeye ne dersiniz? Biliyoruz, bu kokuyla aşkın binbir rengini yeniden ortaya çıkaracağınız o muhteşem akşamda yanınızdaki en romantik yardımcınız olacak “Love Symphony” kokulu mumumuz. Biz Fiolas ailesi olarak aşkın merkezi Fransa’dan Türkiye’ye özel bir yolculuk yaptırarak getirdiğimiz alerjen olmayan, çevre dostu ve kalıcı ham esanslarımızla “Love Symphony”’i oluştururken aşk sarhoşu olduk, o gün bugündür sevginin karşı konulamaz gücünden alıyoruz ilhamlarımızı… Haydi şimdi sevdiğini bu çok özel hediye ile şaşırtıp kocaman bir sarılışı kapma zamanı! El yapımı, şık cam ambalajları ile Fiolas bünyesindeki her ürün sevgi ve aşkın yoğun enerjisini tam yanınıza kadar getirecek. ❤ ✨ PS: Hala 14 Şubat’a özel hediye aramıyorsunuz değil mi? Sevgiler Love Symphony, Fiolas

Evlerimizin ayrılmaz parçalarına dönen sihirli kokuların markası Fiolas’ın doğuşu

Kokuya olan tutkusu üzerine Fiolas’ın kuruluşuna karar verdiği o andan itibaren 4 yıl boyunca birbirinden farklı araştırmalar yapan markanın yaratıcısı Fulya Gündoğdu, çocukluğundan beri peşinden koştuğu bu tutkusunu “organik temelli ev kozmetiği” haliyle gerçeğe dönüştürdü! Fulya Gündoğdu 2 çocuklu bir anne olarak 2014 yılında bugün Makro ve Migros Market’lerde satılan Portekiz kâğıt havlu markası Renova’yı Türkiye’ye getirdi ve ithalat alanında sağlam başarılar elde etti. Bu yıl ise iş hayatındaki başarısına çok daha özel bir hayalini entegre ederek, Fiolas’ı kurdu. Esin kaynağı olarak esas aldığı doğa ve müziğin en saf notaları Fiolas markasının sektördeki biricikliğini hemen fark ettiriyor. Fiolas markası altındaki her koku özenle araştırılıyor, uzmanlara danışılıyor. Fiolas imzalı bir kokunun oluşumu sihirli birkaç adımdan geçmektedir. İlk olarak dünya koku devlerinin satın alma merkezleri Fransa ve İspanya’dan özenle alerjen içermeyen organik esans hammaddeleri seçilir. %100 doğal alkolle işlenmek üzere işleme alınır. En son adımda da el yapımı cam ambalajlarıyla eco-friendly, yani çevreye zararsız maddelerle paketlenerek değerli müşterilerimize sunuluyor. Dilerseniz, evinizin imza kokusu olarak seçtiğiniz bir Fiolas ürününü evinizin her köşesine iliştirip buram buram huzur koklatın ailenize, dilerseniz her odaya farklı notalar serpiştirin ve enerjinizi sürekli tazeleyin! Ev dekorasyonunun dışında Fiolas, donanımlı alt yapısıyla ofis, mağaza, otel, restoran gibi farklı sektörler için profesyonel kokulandırma hizmeti vermektedir. En özel gecelerde, yıldız kutlamalarda hayalin gerçekle buluştuğu o anda Fiolas kokuları, sihirli ambiyansı kuran değnektir adeta! Aromalar, notalar, güzel tebessüm ve duygulara sebep olan ince detayları keşfetmede adeta bir kâşif Fulya Gündoğdu… Kusursuz bir Fiolas kokusu için özverili olmak ve sıkı çalışmak en önemli 2 altın kural! Bu adımdan sonra güçlü ve yaratıcı ekibi ile kadın istihdamının daha aktif olmasına önem veren Fiolas markasında, her bir ürün teker teker etiketlenir ve ambalajlanır. Çalışkan ev kadınlarımızın da içerisinde ses olduğu; destek, dayanışma ve sevgi ile müziğin en saf en duygulu ve en etkileyici hali jazzın birleşiminden oluşan Fiolas ailesinden alınmış bir kokulu mum koskoca bir hikâyeyi almaktır bir nevi! Ve üzerine kendi hikayelerinizi eklemektir elbette… En güzel hikâyelerinizde kokularımızla buluşmak dileğiyle!